Embriyolog Ferhat Cengiz
  • İleri IVF Teknikleri

    IMSI

    YÜKSEK BÜYÜTMEDE SPERM SEÇİMİ SONRASI MİKROENJEKSİYON (IMSI)
    Yardımcı üreme tekniklerinin (YÜT)uygulandığı ilk senelerde tek hedef gebelik sağlamak iken, çoğul gebelikler sırasında yaşanan sıkıntılar nedeni ile günümüz şartlarında nihai amaç eve götürülen sağlıklı tekiz bebek haline gelmiştir. Bu durum en iyi embriyoların elde edilebilmesi için en uygun gamet seçimini gündeme getirmiştir. Oosit (yumurta) hücrelerinin sayısı sınırlı olduğu göz önüne alınırsa, tüm seçim kriterleri ve teknikleri en iyi spermi seçmeye yönelmiştir. Bu konuda ortaya konulan birçok teknik, en iyi embriyoyu oluşturacak kusursuz spermi seçmek üzerine oluşturulmuştur. Son yıllarda ortaya konan sonuca göre sperm morfolojik kusurları ile ilgili bilgi yetersizliği, YÜT sonuçları üzerine olumsuz etkiler sağlamaktadır. Kullanılan spermlerin daha ayrıntılı incelenebilmesi bize daha fazla veri sağlayarak hedefe yakınlaştırmaktadır.
    Standart mikroenjeksiyon (ICSI) uygulamaları 400 kere büyüterek gerçekleştirilmektedir. Bu büyütme altında sperme ait genel morfolojik özellikler (baş, boyun ve kuyruk yapısı ) ortaya konabilmektedir. Son yıllarda geliştirilmiş objektif sistemleri ile 7200-12000 (YÜKSEK BÜYÜTME ALTINDA SPERM SEÇİMİ- IMSI)arası büyütme sağlanması spermlerin baş yapısında yer alan vakuol ve kist oluşumlarına kadar gözlemleyebilme olanağını bize sağlamıştır. Bu yapıların özellikle sperm nüklear (çekirdek) bölgesinde yer alması bizlere sperm integrity (bütünlüğü) hakkında bilgi sunmakta ve daha ayrıntılı bir seçim gerçekleştirmemizi sağlamaktadır. IMSI sonrası seçilen spermler ile elde edilen embriyoların transferi ile %25 ile %40 arasında daha yüksek döllenme, daha iyi embriyo kalitesi, daha düşük sayıda embriyo transferine rağmen daha yüksek gebelik sağlanması üzerine sonuçlar yayınlanmıştır (Berkovitz 2006, Hazout 2007). 2008 yılında Garolla’nın elde ettiği sonuçlara göre, sperm DNA hasarı ile sperm baş bölgesinde gözlenen vakuol oluşumlarının orantılı olması bu tekniğin en etkin biçimde YÜT laboratuarlarında yer almasını mümkün kılmıştır.
    YÜT uygulamalarında DNA hasarı bulunan spermlerin kullanılması sonucu düşük oranda döllenme, iyi embriyo kalitesi, gebelik ve implantasyon oranları gözlenmekte, yüksek oranda genetik bozukluk taşıyan bebekler ve artan düşük oranları ile karşılaşılmaktadır. Anormal hücre metabolizması ve oksidatif stres, sperm DNA yapısının bütünlüğünün korunmasını zorlaştırıp, çeşitli hasarlara neden olmaktadır. Erkeklerde, ileri yaş, aşırı sigara tüketimi, hava kirliliği, uzun seksüel perhiz süresi, testislerin yüksek sıcak bir ortama ya da radyasyona maruz kalması gibi durumların sperm DNA’sında hasar oranını arttırdığı gözlenmiştir. Eğer sperm DNA hasarı %8’den az ise, yumurtaların DNA’sı spermlerin DNA yapısınındaki hasarı giderebilir ve sağlıklı bebek oluşabilmektedir. Ne var ki yapılan çalışmalarda, bu durumlarda oluşan embriyolar ve sonunda doğan farelerde büyüme anomalileri, erken yaşlanma, akciğer ve cilt tümörü oluşumları gözlenmiştir. Bu nedenle spermdeki DNA yapısının sağlam olması genetik informasyonun ileri nesillere daha sağlıklı aktarılabilmesini sağlamak açısından önemlidir.
    İlk aşamada özellikle nedeni açıklanamayan kısırlık olgularında, 35 yaş üzeri erkek hastalarda, şiddetli sperm sayı, hareket ve morfolojik problemi olan hastalarda, tekrarlayan implantasyon başarısızlığı ve gebelik kaybı gözlenmiş hasta grubunda, sperm fragmantasyonu, immaturasyonu ve aneuploidi saptanmış hastalarda, daha önceki YÜT denemeleri sırasında düşük oranlarda döllenme, embriyo gelişimi, gebelik ve implantasyon gözlenmiş hastalarda IMSI şüphesiz daha radikal bir uygulanabilirlik göstermekle beraber, yakın zamanda tüm hastalarda uygulanması gereklilik gösterebilecektir.

  • İlginizi Çekebilir

    No Comments

    Leave a Reply